Hukukçular Derneği'nden idam yasasına tepki: Tek başına bile savaş suçudur
İşgal rejiminin Filistinli mahkûmlar için aldığı idam kararına düzenlediği basın açıklamasıyla tepki gösteren Hukukçular Derneği, söz konusu yasanın tek başına dahi bir savaş suçu olduğunu, dünyadaki tüm hukukçuların bu yasaya karşı harekete geçmesi gerektiğini ifade etti.
Beyazı Meydanı'nda dernek üyesi çok sayıda avukat ile gerçekleştirilen basın açıklamasını okuyan Hukukçular Derneği Başkanı Av. Mehmet Melih Gülseren, "Hukukçular Derneği olarak kurulduğumuz 1970 yılından beri gerek ülkemizde gerek dünyada meydana gelen hukuksuzlukların karşısında olduk ve her daim bu duruşumuzu yüksek sesle dile getirdik. Ancak son yıllarda başta Filistin olmak üzere bütün dünyada giderek artan şiddet eylemleri ve zulüm hepimizi özellikle de biz hukukçuları ciddi bir mesuliyet altında bırakmaktadır. Her fırsatta ve her platformda sesimizi yükseltme gayretimize rağmen İsrail terör devleti saldırılarına devam etmekte, insan hakları ihlallerini giderek artırmaktadır. Bugün burada toplanmamızın asıl sebebi ise İsrail Parlamentosu tarafından 30 Mart 2026 tarihinde kabul edilen idam cezasına dair yasal düzenlemenin insan haklarına ve uluslararası hukuka aykırılığını güçlü bir şekilde ortaya koymaktır. Her şeyden önce ifade etmek gerekir ki israil parlamentosu tarafından yapılan bu yasal düzenleme bütün hukuk düzenlerinde yok hükmündedir." dedi.
Mehmet Melh Gülseren
Gülseren, "Birleşmiş Milletler kararlarında da teyit edildiği üzere işgalci konumda olan İsrail terör devletinin, Filistin topraklarında kendi hukuki düzenini egemen bir devlet gibi kullanması mümkün değildir. İsrail terör devleti, işgal ettiği topraklar üzerinde tam egemenlik yetkisi kullanamayacağı gibi; kendi hukuk düzenini ve yargı sistemini sınırsız biçimde uygulama yetkisine de sahip değildir. Söz konusu yasa, ölüm cezasını; terör eyleminin bir parçası olarak hareket edilmesi, İsrail devletine veya varlığına zarar verme amacı güdülmesi ve bir israil vatandaşı ya da sakininin ölümüne neden olunması gibi unsurların aranması suretiyle düzenlemektedir. Ancak bu unsurların son derece geniş ve belirsiz kavramlara dayanması, düzenlemenin keyfi ve ayrımcı şekilde uygulanmasına açık bir zemin oluşturmaktadır. Bu düzenleme ile israil, Filistin'in özgürlüğü için mücadele eden on binlerce insanı hukuki düzenleme kisvesi altında katletmek istemektedir. Yasa metninden anlaşıldığı üzere, söz konusu düzenleme fiilen Filistinlilere uygulanmak üzere kurgulanmıştır. Buna karşılık, Filistinlileri öldüren veya onlara zarar veren israil vatandaşları veya yerleşimciler farklı bir hukuk rejimine tabi tutulmakta ve sivil mahkemelerde yargılanmaktadır. Nitekim uygulamada bu kişilerin çoğu zaman cezasız kaldığı da bilinmektedir. Bu durum, Filistinliler ile israilliler arasında açık bir ayrımcılık yaratarak aynı eylemler bakımından farklı hukuk sistemlerinin işletilmesine yol açmakta ve düzenlemenin belirli bir kesimi hedef aldığını açıkça ortaya koymaktadır." diye konuştu.
"İşgal rejimi tüm dünya için tehdit haline gelmiştir"
Söz konusu yasa ile idam kararının 90 gün gibi kısa bir süre içerisinde uygulanması gibi bir düzenleme yapıldığını hatırlatan Gülseren, "İdam kararı için gerekli olan oybirliği şartı kaldırılarak basit çoğunluk yeterli görülmüş, temyiz ve itiraz yolları ise önemli ölçüde kısıtlanmış durumdadır. Bu yönüyle düzenleme, adil yargılanma güvencelerini ortadan kaldıran ve siviller üzerinde sindirme amacı taşıyan bir mekanizma niteliğindedir. On yıllardır yaşlı, çocuk, kadın ayrımı gözetmeksizin sivillere yönelik saldırılarını sürdüren ve soykırım suçu işleyen israil terör devleti, bu yasa ile eli silahsız ve savunmasız sivilleri hedef alan eylemlerini meşrulaştırmaya yönelik yeni bir hukuki zemin oluşturmaya çalışmaktadır. Elbette söz konusu yasa Filistin'de bulunan hukukçular ve insan hakları savunucuları tarafından iptal talebiyle Yüksek Mahkemeye taşınmış bulunmaktadır. Bu hukuk mücadelesi bizlerin de desteğine ihtiyaç duymaktadır ve hem ülkemizde hem de dünyada daha yüksek sesle dile getirilmelidir. Gelinen noktada işgalci israil terör devletinin varlığının yalnızca Filistin için değil bütün Ortadoğu ve hatta dünya için bir güvenlik sorunu haline geldiği ortadadır. " şeklinde konuştu.
"Bu yasanın varlığı dahi tek başına bir savaş suçu niteliğindedir"
İşgal rejiminin parlamentosu tarafından kabul edilen katliam yasasının bütün uluslararası hukuk düzenlemelerine de aykırı olduğunu vurgulayan Gülseren, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
"Öncelikle, idam cezasının uygulanmasına ilişkin uluslararası standartlar bakımından ciddi ihlaller söz konusudur. İsrail'in taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nde idam cezası son derece dar bir çerçeveye tabi tutulmuştur ve buna göre idam cezası yalnızca en ağır suçla için, sıkı usulü güvenceler altında ve keyfilikten uzak biçimde uygulanabilir. Buna karşılık söz konusu düzenleme, terör kavramını geniş ve belirsiz bir şekilde kullanarak ölüm cezasının kapsamını genişletmekte ve özellikle askerî mahkemeler bakımından bu cezayı fiilen zorunlu hale getirmektedir. Nitekim bu yasa ile idam cezalarının keyfilik arz ettiği ve uluslararası hukukla bağdaşmadığı, düzenlemenin yalnızca Filistinlilere yönelik bir apartheid uygulamasının kılıfı olduğu ortadadır. Düzenleme aynı zamanda işgal altındaki topraklarda uygulanması bakımından uluslararası insancıl hukuk ile de bağdaşmamaktadır. 1949 tarihli 4. Cenevre Sözleşmesi uyarınca işgalci gücün cezai yetkileri son derece sınırlıdır ve bu yetkilerin işgal altındaki nüfusun korunması amacına uygun şekilde kullanılması gerekmektedir. Bu yasanın varlığı dahi tek başına bir savaş suçu niteliğindedir."
Uluslararası hukuka işgal rejimi kararlarına karşı çıkma çağrısı
Hukukçular Derneği olarak, işgal rejiminin kabul ettiği ayrımcı idam yasasına karşı hukuki girişimler başlatarak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Özel Prosedürler nezdinde; Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu'na, Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörlüğü'ne, İşgal Altındaki Filistin Topraklarında İnsan Haklarının Durumu Özel Raportörlüğü'ne, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Ceza Özel Raportörlüğüne başvurularda bulunduklarını belirten Gülseren, Türkiye başta olmak üzere tüm hukukçuları, insan hakları savunucularını söz konusu karara karşı durmaya davet etti. (İLKHA)
- Filistin
- İsrail
- beyazıt meydanı
- işgal rejimi
- idam kararları
- mehmet melih gülseren
- hukukçulardan idam kararına tepki
- hukuçular derneği