Ali Özdemir _ Merkez Medya

Dervişoğlu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, devleti çürütmüştür

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen bu ucube düzen, devleti tam manasıyla çürütmüştür.

15 Nis 2026 - 13:01 YAYINLANMA
Dervişoğlu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, devleti çürütmüştür

İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen bu ucube düzen, devleti tam manasıyla çürütmüştür. Bugün kamu kurumlarında yapılan birçok üst düzey atama, liyakat ilkesinin açıkça yok sayıldığı yeni bir kayırmacılık örneğine dönüşmüştür" dedi.

İYİ Parti lideri Dervişoğlu, TBMM'de partisinin grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu, 11 Nisan'da hayatını kaybeden Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk'un, 'Siyaset, millet ve ülke menfaatine en uygun ve en doğru olanı bulma imkanlarını sağlayan ve nihai uzlaşmaya varan güzel bir yarışmadır' sözlerini hatırlatarak, "Bugün ihtiyaç duyduklarımız arasında, sanıyorum en elzem olanlardan bir tanesi de budur. Uzlaşma yerine ayrışmanın, yarışma ve rekabet yerine, düşmanlığın hakim olduğu bir dil ve anlayış siyasetimizi esir almıştır. Yürürlükteki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile bu zararlı ve toptancı mantık, birbirine koşut seyretmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu tek adam rejiminin yönetim dayatması ile kenara itilmekle kalmamış, onlarca yılın istişare kültürü de zarar görmüştür. Böylece gerçeklere duyarsızlaşmış bir ortam yeşermiştir. Siyaset sorun çözmeyip, bilakis kendi sorunlarını seçmene yüklüyor. Ortaya çıkan yasama faaliyeti kurallara uyan dürüst vatandaşı görmüyor, kural tanımaza, huzur bozana, hatta kan dökene imtiyaz veriyor. Birbirimizi duymuyor, birbirimizle konuşmuyoruz. Demokrasi sorunu olarak tarif edebileceğimiz onlarca aksaklık vardır ama 'Konuşan bir Türkiye' olmadığı zaman gerisi zaten mümkün değildir. Bizim parlamenter sistem ısrarımızın özünde de bu arayış bulunmaktadır" dedi.

'BU, NEPOTİZM İKTİDARIDIR'

Dervişoğlu, "Karşımızda tek tek hatalardan oluşan bir tablo yoktur. Karşımızda bütünlüklü bir yönetim çöküşü vardır. İçeride devleti akrabalığa, ekonomiyi borca, sosyal yardımı tahsilata, gençliği mülakata teslim edenler; dışarıda da Türkiye'yi savrulmaya, maceraya ve başkalarının hesabına açık hale getirmektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen bu ucube düzen, devleti tam manasıyla çürütmüştür. Bugün kamu kurumlarında yapılan birçok üst düzey atama, liyakat ilkesinin açıkça yok sayıldığı yeni bir kayırmacılık örneğine dönüşmüştür. Adını doğru koyalım; bu, nepotizm iktidarıdır. Nepotizm kişinin eğitimine, ehliyetine, başarısına bakmadan; sadece aile bağı, akrabalık ilişkisi, yakınlık ve sadakat üzerinden makam dağıtmaktır. Bugün Türkiye'de, yaşanan tam olarak budur. Devletin makamları, milletin emaneti olmaktan çıkarılmış; eşe, dosta, akrabaya ve yandaşa dağıtılacak bir ganimet gibi görülmüştür. Bugün Türkiye'de bilgi değil, bağlantı kazandırıyor. Emek değil, ilişki sonuç veriyor. Ehliyet değil, sadakat ödüllendiriliyor" diye konuştu.

'DÜNYANIN EN PAHALI ÜLKELERİNDEN BİRİ HALİNE GELDİK'

Dervişoğlu, "Yoksula tahsildarlık yapan bu anlayış, ekonomide de rakamların arkasına saklanmaktadır. Önümüze konulan tablo gerçek değil, rakam cambazlığıdır. Açıklanan enflasyon oranı sokağın yangınından kopuktur. Elektrik, doğal gaz, kira gibi temel kalemlerin sepetteki ağırlığını düşürerek hayatı ucuzlatamazsınız. Enflasyon sepetini hafifletmek, milletin yükünü hafifletmez. Dünyanın en pahalı ülkelerinden biri haline geldik. Alım gücü eridi. Emek ucuzladı. Üretim çarkları zorlandı. Maliyet altında ezilen üretici kan ağlıyor. Etiketten korkan tüketici çaresiz kalıyor. Pazar filesi eve her hafta biraz daha hafif dönüyor. Eskiden kilo ile alınan sebze, bugün tane ile tartılıyor. Kasabın önünden geçmek artık cesaret istiyor. Filesini dolduramayan babanın mahcubiyeti hiçbir istatistiğe girmiyor. Tencerede artık sadece dert kaynıyor. Buna rağmen Mehmet Şimşek çıkıp, 'Fiyatlar dizginlendi' diyor. Nerede dizginlendi? Şimşek'in 'kurda istikrar' dediği şey, ihracatçının idam fermanına dönüşmüştür. Lirasını kağıt üzerinde değerli tutma çabası, yerli üretimi ithalata mahkum etmektedir. Esnaf ve KOBİ finansman çöllerinde bırakılmıştır. Paraya erişimin kısıtlandığı yerde yatırım beklemek, mucizeye inanmaktır. Ortada başarı yoktur. Ortada ağır bir sosyal maliyet vardır" dedi.

'TÜRK DIŞ POLİTİKASINI RADİKAL SAVRULMALARDAN KORUMAK ZORUNDAYIZ'

Daha sonra bölgesel ve küresel gelişmelere değinen Dervişoğlu, şunları söyledi: "Hem bölgesel hem küresel ölçekte jeopolitik bir türbülansın içindeyiz. Böyle bir dönemde Türk dış politikasını radikal savrulmalardan korumak zorundayız. Duygusal hezeyanlarla dış politika yapılmaz. İdeolojik takıntılarla dış politika yapılmaz. İktidar pastasından pay alma hesabıyla dış politika yapılmaz. Üstüne üstlük bazıları, hayretle müşahede ediyoruz ki Türkiye-Rusya-Çin ittifakı önermektedir. Bu hususta evvela şunu söyleyelim; Allah kimseye gençliğinde Alparslan Türkeş'in tedrisatından geçirip, yaşlılığında Doğu Perinçek çizgisinde siyaset yapmanın dayanılmaz hafifliğini yaşatmasın. Şimdi meseleyi akılla, rakamla ve milli menfaat boyutuyla konuşalım. Türkiye'nin toplam dış ticaret açığının yüzde 83'ü Rusya ve Çin'e verilmektedir. Çin'e ihracatımız, toplam ihracatımızın sadece yüzde 1,1'idir. Buna karşılık ithalatımızın yüzde 25'i Çin'den gelmektedir. 2025 yılında Çin'e verdiğimiz açık, 45 milyar dolardır. Rusya'ya karşı verdiğimiz açık ise yaklaşık 37 milyar dolardır. Türkiye, 2025 yılı içinde bu iki ülkeye 85 milyar dolara yakın para kazandırmıştır. Buna karşılık Avrupa Birliği ve İngiltere ile yaptığımız ticaretten 2025 yılında 11 milyar dolara yakın gelir elde edilmiştir. ABD ile ticarette de 4 milyar dolarlık fazla verilmiştir. Özet açıktır; ulusal güvenlik zorunluluğu diye sunulan Rusya ve Çin'e 85 milyar dolar ödüyoruz. Aynı çevrelerin tehdit gibi gösterdiği ülkelerden ise 15 milyar dolar kazanıyoruz. Şimdi soruyorum; kendi ülkesinin menfaatini düşünen bir siyasetçi, hangi yolu tercih eder? Para kazandığınız ilişkileri sürdürmeyi mi? Yoksa her yıl büyük açık verdiğiniz ülkelerle daha fazla yakınlaşıp mevcut dengeleri heba etmeyi mi? Türkiye'nin Rusya ve Çin'e daha fazla yakınlaşacak alanı kalmamıştır. Tam tersine Moskova'ya ve Pekin'e gidip, ittifak tezgahlamak yerine, ikili ticaretteki bu dengesizliği giderecek ciddi görüşmelere başlamak gerekmektedir. Mesele sadece ticaret de değildir. Bir de jeopolitik gerçek vardır. Bahçeli ve arkadaşlarının Türkiye'nin güvenliği için adres gösterdiği Moskova ve Pekin'in, kendisine güvenen hükümetleri kriz anlarında nasıl yüzüstü bıraktığını son yıllarda canlı yayında izledik."

Kaynak :
haberler.com

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: